Politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Politik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Nisan 2018 Salı

Kripto paranın Ekonomi Politiği-IV

Kripto paranın Ekonomi Politiği-IV
H.GÜRER
25 Nisan 2018

Peşin/Cash ödeme devri kapanmak üzere!
Konser, sinema, tiyatro, müze giriş biletlerinden; metro, tramvay, uçak, teren, uber taksi yolculuklarına, online satış mağazalarından, pizza-sushi yemek siparişlerine kadar yaşamın her alanında nakit/cash olmayan elektronik ödemelerle ihtiyaç ve gereksinimler karşılanıyor. Hatta elektronik ödeme ile İstanbul’dan Amsterdam’daki sevgilinize bir demet gül ve hatta başkaca hediye paketleri dahi göndermeniz mümkünken, aynı şekilde İstanbul’dan New York da okuyan çocuğunuza pizza siparişi dahi vermeniz, mahalle bakkalına gidip ekmek almaktan daha basit!

19 Nisan 2018 Perşembe

Kripto paranın Ekonomi Politiği-III

Kripto paranın Ekonomi Politiği-III
H.GÜRER
19 Nisan 2018

Kripto paranın oluşumu

“Para nihayetinde bir algı meselesi”

Adam Smith

Kripto paranın oluşumu için Blockchain sistemini anlamak gerekiyor. Bitcoin’in finansal bir değer olarak popülerleşmesi Blockchain’in arka planda kalmasına neden olsa da, Blockchain sistemi geleceği şekillendirme dinamiklerine sahip. Son yıllarda bir finansal değer olarak dünyanın gündemine giren ve klasik kapitalist iktisat sistemini tehdit eden dijital/kripto paraların; alt yapısını ve üretimini sağlayan, para madenciliğine Blockchain denilmektedir. Blockchain (Blok Zinciri), yüksek teknolojik donanımlı bilgisayarlarda üretilen, kodlar arasında yani veriler arasında bağlantılar (zinciler) oluşturmak anlamına gelir. Ki, coin üretimin esası budur. Bu üretilen blok zincirli kodların bir araya gelmesi ile oluşan her bir veri, coin yani kripto-para olarak adlandırılır. Günümüz Internet dünyasında pek çok alanda (multimedya, haberleşme, web ara yüzü vb.) veri transferi yapılmaktadır. Blokzincir ise, bu verilerin haricinde değer atfettiğimiz varlıkları da transfer etmemizi sağlayan dağıtık bir veritabanıdır. [1] Blockchain teknolojisi ile insanlık tarihinde ilk kez, birbirini hiç tanımayan, yüzünü görmeyen, dünyanın dört bir köşesinde ki insanlar birbirine güven duyabilir ve birebir işlem yapabilir. Bu güven büyük kurumlar aracılığıyla değil, iş birliğiyle, şifreleme ile, bir çeşit akıllı kodlama ile oluşturuluyor.  

13 Nisan 2018 Cuma

Kripto paranın Ekonomi Politiği-II

Kripto paranın Ekonomi Politiği-II
H.GÜRER
14 Nisan 2018

“Değer” nasıl ortaya çıkar? Onu ne belirler?

Meta üretiminin ekonomik yasasına değer yasası denir. Değer yasası, metaların değişimi, onların üretimi için toplumsal bakımdan gerekli-emek miktarına göre gerçekleşir. Başka bir deyişle, değer yasası, metaların birbiriyle değişimin, bir değere göre yapıldığı anlamına gelir. Bu demektir ki, değişimi yapılan metalar, eşit miktarda toplumsal bakımdan gerekli emek içerirler. Bundan dolayıdır ki, bir metanın fiyatı (fiyatın, değerin para biçiminde ifadesi olduğunu anımsayalım) kendi değerine tekabül etmelidir. “Ekonomi Politik” kitabında “Bir meta değerinin, başka bir metanın değeri ile belirlenebilir hale gelmesi, değerin tam yada gelişmiş biçimidir” [2] der Nikitin. Ve devam eder; “Meta üretimin çoğalması ve değişimin genişlemesi, tek bir eşdeğerin kabûlünü zorunlu kıldı, çünkü, genel eşdeğer olarak kullanılan metaların birbirinden farklı olmaları, değişimin gelişmesini zorlaştırıyor, genişleyen pazarın gereksinimleriyle çelişkiye düşüyordu.

11 Nisan 2018 Çarşamba

Kripto paranın Ekonomi Politiği-I

Kripto paranın Ekonomi Politiği-I
H.GÜRER
11 Nisan 2018

Bu makale, günümüz klasik para olgusunun ve mevcut sistemin tarihsel oluşumunu, gelişmesini, döngüsünü ve mantığını özetlemeye çalışmakla kalmayacak, geleceği şekillendirecek, sistemleri ve yaşamı değiştirecek kripto paraların dünyayı nasıl değiştireceğine de dikkat çekmeye çalışacak. Şüphesiz ki, eksik tonlarca yan kalacaktır. Kapitalist iktisat ekonomisi üzerine yüzyıllardır binlerce kitap yazılırken bizim bunu eksiksiz olarak bir makalede sunmamız zaten gerçekliğe aykırı olurdu. Burada amaç küçük verilerle bir yaklaşım ortaya koyarak perspektif çizmek, bilinç ışımasına küçük bir katkıda bulunmak. Geleceği şekillendirecek ve gerek klasik kapitalizmin gerekse onun iktisat yasalarını alt üst edecek çok önemli bir gerçeğe; kripto paralara dikkat çekmek!

19 Ocak 2018 Cuma

İran’da geleceğini arayan halk hareketleri… (IV)

(DOSYA: İran ve Ortadoğu!)
H.GÜRER
19 Ocak 2018

Geçmişten bu yana Türkiyeli ‘sol’ güçler, dünyanın dört bir yanında gelişen halk isyanlarına karşı üstün “analizlerinde” bulunurken, her zaman “arkasındaki emperyalist odaklar” şüphe ve endişesiyle, gelişen halk hareketlerine ve başkaldırılara egemen güçlerin “oyunu-tezgahı-planı ve kontrolleri altında sürdüğü vb.” perspektifinden yaklaşır oldu. Bu yaklaşımı tümden reddetmemekle birlikte, önemsenip hesaba katılması gereken bir nokta olduğunu belirtelim. Ancak, işin bu yanı hesaba katılırken, gerçekçi bir analiz, gerçekçi bir değerlendirme ve çözümleme için toplumsal ayaklanmaların iç ve dış çelişkilerini, onları harekete geçiren dinamikleri de çok yönlü irdelemek doğru ve bilimsel olan yöntem olacaktır. Hele de, uzun yıllardır İslamcı-baskıcı-gerici ve sömürücü molla rejimi ile yönetilen İran’da kitleler sokağa dökülüyorsa, bu sistemle toplumun derin çelişkilerini, isyan yelkenini “dış güçlerin rüzgarı”yla doldurmaya hiç de gerek kalmayacak kadar haklı gerekçeleri olduğunu bilmek gerekir. 

16 Ocak 2018 Salı

İran’da geleceğini arayan halk hareketleri… (III)

(DOSYA: İran ve Ortadoğu!)
H.GÜRER
16 Ocak 2018

“Tarih, tarihi bilmeyenler ve ondan
ders çıkarmayanlar yüzünden tekerrür eder…”

Tahran'da bir araya gelen 100.000'i aşkın kadın, başörtüsü takmanın 
zorunlu hale getirilmesini protesto etti. 8 Mart 1979.
1979 İran İslam Devrimi’ni gerçekleştiren Humeyni Şah rejimini yıkarak demokratik bir ülke kuracağı vaadiyle toplumun her kesiminin desteğini almıştı. İranlı kadınların desteğini de alan Humeyni en büyük darbeyi yine İranlı kadınlara yapacaktı. Humeyni’nin referandumlarına katılıp oy kullanan kadınlar demokrasi beklerken taşlanarak recm edilme yasaları çıkınca ve recm edilmeye başlayınca gerçeği gördüler. Ama her şey için artık çok geçti. Seçme-seçilme hakkı, resmi nikah yapma vb. hakları Şah döneminde verilmiş olan İranlı kadınların tüm hakları erkeğin ve imamların eline bırakılmıştı. 1979’da Humeyni’nin getirdiği başörtüsü takma ve dini kurallara göre giyinme zorunluluğuna karşı 8 Mart 1979’da yüzbin kadının sokaklara dökülmesine karşın durum değişmeyecekti. İranlı kadınlar şeriatla beraber kabuğuna çekildi… Bugün sosyal, siyasal ve ekonomik baskıya en çok maruz kalan İranlı kadınlar, bu cenderenin parçalanması için en önde mücadele ediyorlar…

10 Ocak 2018 Çarşamba

İran’da geleceğini arayan halk hareketleri… (II)

(DOSYA: İran ve Ortadoğu!)
H.GÜRER
11 Ocak 2018

İran’a Anglo-Sovyet işgali!
İran gibi sanayi devrimini gerçekleştirememiş geri bir ülkede, Rıza Şah Pehlevi’nin yaptığı seküler ve tepeden inme, dayatmacı ve eğitimsel yoldan değil yasakçı reformlar çarpık bir modernleşmenin yolunu da açmıştı. Yazımızın birinci bölümünde bahsettiğimiz “1929 Wall Street İflası”emperyalistlerin Dünya genelinde büyük krizine neden olmuş, bu ekonomik buhran nedeniyle Dünya genelinde ekonomik eğilimin korumacılıktan ve devletçilikten yana olması, krizi kimi genç Ortadoğu ülkeleri için; İran, Türkiye ve Afganistan’ın siyasal arenada “bağımsız” davranabilmelerinin yollarını da açmıştır. İkinci Paylaşım Savaşı aynı krizin doğrudan bir sonucu olduğunun da bir kez daha altını çizelim.


9 Ocak 2018 Salı

İran’da geleceğini arayan halk hareketleri…(I)

(DOSYA: İran ve Ortadoğu!)
H.GÜRER
9 Ocak 2018

Dünyanın gözü son günlerde İran da gerçekleşen ve her gün artarak devam eden protesto eylemlerinde. Dünyanın dört bir yanında yüzlerce kişinin, dünya medyasının İran’da neler olduğuna dair ifade ettiği bir çok şey var. Herkesin bu aktarımları yaparken izlediği metodoloji farklı. Bizim izleyeceğimiz yöntembilimimiz; kimi zaman tümdengelim[1], kimi zaman tümevarım[2] ve kimi zaman da analojik[3] olacaktır. Yani bilimsel yöntemin kullanıldığı üç akıl yürütme biçimini de uygulamaya çalışacağız.

20 Ağustos 2017 Pazar

Bilginin iktidarı!

(Bilgi iktidar, iktidar bilgi sarmalı!)
H.GÜRER
20 Ağustos 2017

“Bilime giden düz bir yol yoktur ve ancak
onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar
aydınlık doruklarına ulaşabilir…”
Karl Marks

“Tarihin itici gücü sınıf mücadelesidir” ancak çağımız ne ifade edildiği gibi “emek ve sermaye çatışması” temelinde ilerliyor, ne de proletarya ve burjuvazi bugün (21.yüzyılda) 19. ve 20.yüzyıllarda olduğu gibi keskin-açık-net ve dişe-diş bir çatışma halinde. Yani emeğin sermaye ile çatışması günlük nicel teknolojik gelişmeler ve büyük nitel teknolojik devrimlerle devam ediyor. Marksın “toplumun en temel hücresi” olarak Kapital’de yer verdiği meta, ‘Sanayi toplumu’nu karakterize ederken, bilişim-iletişim-teknoloji çağını ise ‘bilgi’ kavramı karakterize etmektedir. Zira ‘bilgi’ günümüz kapitalizmin en büyük ‘meta’sı durumuna getirilmiştir. Gelişen bilim ve teknolojinin, mevcut toplumların ekonomik ve kültürel yapısında önemli değişimlere neden olduğu gibi, gelecek kuşakların ekonomik ve kültürel oluşumunda da önemli bir rolü olmaya doğru hızla yol almaktadır.

11 Haziran 2017 Pazar

‘Diplomatik’ Katar kuşatması!

H.GÜRER
11 Haziran 2017




Doğa ve toplumsal olayları doğru anlamak ve gerçeği bulmak, onları doğru inceleyip analiz etmekten geçer. Bunun için de izlenen metot büyük önem taşır.  Doğa ve toplumsal olayları araştırma, inceleme, bilgi edinme metodumuz diyalektik, aynı olguları analiz edip yorumlamamız ise materyalist olmak zorundadır. Ancak diyalektik materyalizmin bilimsel kuralları esas alınarak doğa ve toplumsal olaylar/gelişmeler doğru incelenebilir ve siyasal olaylarla ekonomik çıkarlar arasındaki ilişkiler ortaya koyulabilir. Sosyal dünyaya bilimsel bakmak, anlamak ve analiz etmek ampirik görüngülerle değil, tarihsel, yapısal, karşılıklı bağlantılar, eylemsel ve değişken bir bakışla ele almakla mümkündür. Bu bağlamda, güncel gelişmeleri, çok gerilere gitmeden, yakın tarihsel olgulara mercek tutarak irdelemeye çalışalım.

30 Nisan 2017 Pazar

Anglo-Sakson ittifakı ve Arap Sünni-NATO’su!

Türkiye devrimci hareketine birkaç söz:
H.GÜRER
30 Nisan 2017


16 Nisan referandumundan sonra özel olarak devrimci basına göz gezdirip bir şeyler aradım. Öyle ya, her hareketin bir nedeni ve bir sonucu olduğu gibi, bir yorumu bir analizi, çıkarsanılacak dersleri de vardır! Referandum öncesi tavrını “Hayır” ve “Boykot” olarak açıklayan devrimci hareketin çeşitli kanatlarının, seçim sonrası süreci değerlendiren, belirledikleri tavırların referandum sonrası kazanım ve kayıplarının muhasebesini yapan bir yaklaşım görmedim. Hiç bir şey olmamış böyle bir süreç yaşanmamış gibi… Bu referandumun bölge ve dünya halkları açısından önemi, özel olarak da Ortadoğu da halkları nelerin beklediğini öngören hiçbir analiz, çözümleme ve bunlar ışığında bir perspektif sunma durumuyla karşılaşmadım. Öyle ki, Devrimci hareketin on-yıllardır olduğu gibi daha acil daha yakıcı gündemleri var; kendi içine kapanıp iç çatışmalarla kendisini zayıflatmak! Aşağıda göreceğiz ki, uluslararası güçler şu veya bu şekilde “ittifak” ve “birlik”lerini pekiştirirlerken devrimci güçler on-yıllardır olduğu gibi pratikleriyle “ayrışmayı” derin teorik ufkuyla “arınma”yı savunuyor…

13 Mart 2017 Pazartesi

AKP’nin siyaset yapma Algoritması!

Hollanda ve Türkiye arasında yaşanan “krizi” nasıl okumalıyız?!
H.GÜRER
13 Mart 2017

Türkiye, 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşecek olan “anayasa ve başkanlık sistemi referandumu” için, dünya da eşi benzeri görülmemiş “seçim çalışmaları”na başladı. Sınır ötesi seçim çalışmalarının bir ayağını da Hollanda olarak belirleyen AKP, 11 Mart Cumartesi günü Hollanda Rotterdam şehrinde ‘referandum kampanyası programı’ organize etmek istedi. Bu etkinliğe katılmak isteyen Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na, Hollanda hükümeti Dışişleri Bakanı Bert Koenders telefon ederek; “Hollanda’da referandum kampanyası yapmanızı istemiyoruz. Gelmeyin…” demesine karşın, Çavuşoğlu istenmediği bu ülkeye gitmekte kararlı olduğunu açıklamış, programını iptal etmeyeceğini duyurmuştu. Bu gelişmelerin ardından başlayan “diplomatik kriz” nasıl okunmalıdır? Buraya gelmeden kısa birkaç açıklama yapmak, süreci daha sağlıklı okumak açısından faydalı olacaktır.

14 Şubat 2017 Salı

Anomali!

Anomali![1]
H.GÜRER
14 Şubat 2017

M.Ö filozoflarından Aristo’nun geliştirdiği klasik mantık, doğru ya da yanlış sonuçlar doğuran siyah-beyaz meselelere odaklanır. Oysa gerçek hayattaysa, kafa patlattığımız şeylerin çoğu grinin tonlarını taşır! Bu yüzden Aristo’nun M.Ö geliştirdiği klasik mantık ile günümüz gelişmelerine bakmaya kalkarsak yanılırız. Neden? Çünkü siyah ile beyaz renklerinin ara tonlarını gör(e)meyiz. Hiç bir şey siyah-beyaz kadar kesin ve net değildir. Hele siyasette, asla! Üzülerek belirtmeliyiz ki, Türkiye Devrimci Hareketi, Diyalektik mantık ile yaşamı/olguları ve gelişmeleri tez, anti-tez, sentez denkleminde formüle etmek yerine, “Aristo mantığı” ile ele alıp değerlendirmektedir. Bugün bunun tipik örneklerinden birini de TDH içinde kimi grupların anayasa ve başkanlık sistemi referandumunu “BOYKOT” söylemi ile ele alışında görmek mümkün.

25 Ocak 2017 Çarşamba

Fazıl Say’a…

Yanlış sorular, doğru cevapları bulmanıza yardımcı olmaz!

H.GÜRER
25 Ocak 2017

Sayın Fazıl Say, Instagram hesabından bugün (25 ocak 2017) aşağıdaki yazısını yanda ki dergi kapağı ile paylaştı. Bizde kendisine yanıt vermeye çalıştık. Önce sayın Say’ın yazısını ardından yanıtımızı yayınlıyoruz. 

“Bu kişisel bir konu gibi gözükmesine rağmen, aslında hepimizin konusudur...  Amacım rahatsızlık vermek değil, dikkatli okunmasını özellikle MEB ve Kültür Bakanlığı çevrelerinin okumasını, ve bir sonuca varmasını isterim, İki konumuz var; ilki Ankara'daki bir müzik festivalinin siyasi davranışları, ikincisi milli eğitimin yeni müzik müfredatı. Lucas ve Arthur Jussen, Hollandalı piyano ikilisi, iki genç sanatçı, sosyal medyadan bir çok kere ben de paylaştım kendileri için yazdığım "gece" ( night) isimli eseri dünyadaki her konserlerinde çalıyorlar. Deutsche Grammaphon firması için de kayıt ettiler. Ocak ayı sonunda Ankara'da konser verecekler, yeni bir festival varmış, hükümetten destek alan bir organizasyon olduğu söylendi; Şimdi, bu Ankara'daki festivalin, Hollandalı piyano ikilisinin programından benim eserimi niye çıkarttırttığını , neden genç ikiliye "bu eseri çalmayın" dediklerini öğrenmek istiyoruz. Bu sonuçta -sözü filan bile olmayan- virtüöz bir enstrumental eserdir. Konuyu büyütmek istemiyorum. Bir açıklama yeterli olacaktır. Hollanda elçiliği de konuyu bilse iyi olur. Kültür bakanı da. Bunları sormak bestecinin hakkıdır. Sonuçta; bu şekilde Programdan çıkarma, sansüre girer, belli bir prosedürü vardır. 

Fazıl Say’a…

Yanlış sorular, doğru cevapları bulmanıza yardımcı olmaz!
H.GÜRER
25 Ocak 2017

Sayın Fazıl Say, Instagram hesabından bugün (25 ocak 2017) aşağıdaki yazısını yanda ki dergi kapağı ile paylaştı. Bizde kendisine yanıt vermeye çalıştık. Önce sayın Say’ın yazısını ardından yanıtımızı yayınlıyoruz.

“Bu kişisel bir konu gibi gözükmesine rağmen, aslında hepimizin konusudur...  Amacım rahatsızlık vermek değil, dikkatli okunmasını özellikle MEB ve Kültür Bakanlığı çevrelerinin okumasını, ve bir sonuca varmasını isterim, İki konumuz var; ilki Ankara'daki bir müzik festivalinin siyasi davranışları, ikincisi milli eğitimin yeni müzik müfredatı. Lucas ve Arthur Jussen, Hollandalı piyano ikilisi, iki genç sanatçı, sosyal medyadan bir çok kere ben de paylaştım kendileri için yazdığım "gece" ( night) isimli eseri dünyadaki her konserlerinde çalıyorlar. Deutsche Grammaphon firması için de kayıt ettiler. Ocak ayı  
    sonunda Ankara'da konser verecekler, yeni bir festival varmış, hükümetten destek alan bir organizasyon 
    olduğu söylendi; Şimdi, bu Ankara'daki festivalin, Hollandalı piyano ikilisinin programından benim eserimi
    niye çıkarttırttığını , neden genç ikiliye "bu eseri çalmayın" dediklerini öğrenmek istiyoruz.

23 Aralık 2016 Cuma

Gelişimin Diyalektiği

Ritmik gelişim ve toplumsal/kıtasal/evrensel dönüşüm...
H.GÜRER
23 Aralık 2016

“İnsan bilmediklerinin esiridir, öğrendikçe özgürleşir” der Sipinoza. Bilginin önemine, bilgisizliğin esaretine değinir. Bilgi, insan topluluklarının tarihsel gelişim evrelerinde önemli bir yere sahiptir. Topluluklarla başlayan bilgi serüveni, yine onlar tarafından kaydedilerek, kullanılarak, değerlendirilerek, geliştirilerek, kuşaktan kuşağa aktarılıp arşivlenerek sonsuzluğa doğru yol alır.

Latince “Sapere aude” yani “Bilmeye cesaret et!” ifadesi, esasen bilgiyi edinme serüveninin ‘kolay’ ve ‘basit’ bir eylem olmadığını vurgulamaktır. Keza dönemin en önemli Romalı şairlerinden Horatius’un kullandığı haliyle “Kendi aklınla düşünmeye cesaret et!”dir… Kant, bu deyiş ile, 18.yy Avrupa’sında başlayan “Aydınlanma çağı”nın felsefesini özetleyecektir.

10 Eylül 2016 Cumartesi

‘Yahuda'nın İncili’ ve Cemaat’in ‘öpücüğü’!..


H.GÜRER
11 Eylül 2016

Kütüphanemde ‘Dört Büyük Kutsal Kitap' da mevcut. Öyle, kütüphanemde bulunsun, laf olsun beri gelsin diye değil. Zaman zaman Kur’ân-ı Kerim’in Türkçe Meâline ve Bilinen dört İncil’i (Matta, Luka, Markos, Yuhanna) içeren yeni Kitab-ı Mukaddes[1]’e göz atarım. İçindeki hikâyeleri eskiden beri ‘büyülenerek’ okurum. ‘Matta’ ve ‘Yuhanna’ bölümlerinden bilirim, Hristiyan âleminin en kötü, en lanetli hikâyeleri, İsa’nın 12 havarisinden biri olan Judas (Yahuda) üzerine olduğunu. Yine burdan bilirim, Yahuda’nın ölümü ile anlatılan iki çelişkili[2] suretin bulunduğunu!

‘Kutsal Kitap’ içerisinde yer alan hikâyelerdeki rivayetlere göre Yahuda, 30 gümüş için İsa’ya ihanet eder. Meşhur ‘Son akşam yemeği’[3]nde, İsa havarileriyle yemek yerken şöyle der; “Size doğrusunu söyleyeyim” dedi “Sizden biri, benimle yemek yiyen biri bana ihanet edecek.”[4] Sonra ‘Gestemani Bahçesi’[5] denilen yere giderler. Burada İsa uyuyup dinlenen havarilerine “Yeter! Saat geldi. İşte insanoğlu günahkârların eline veriliyor. Kalkın, gidelim. İşte bana ihanet eden geldi!”[6] der.

21 Temmuz 2016 Perşembe

Bir kitap ve bir hareketin Portresi!..

(Kaypakkaya geleneğinin tarihine kısa bir bakış)
H.GÜRER
21 Temmuz, 2016



Genel olarak dünyanın ve insanlığın, özel olarak da çeşitli uygarlıkların ve toplulukların tarihlerinin, kuşaktan kuşağa yüz yıllardır aktarımının en önemli aracı şüphesiz yazıdır. Yazının bulunuşu, insanlığın en önemli buluşlarından biri olmakla beraber, yine insanlığın hafızasının da bin yıllarca kaydedilebilmesinin en önemli araçlarındandır. O halde, tarihi yazılmamış topluluklar belleksiz, hafızasız topluluklardır! Yazılmamış tarihler okunup bilinemeyeceği gibi, sözlü aktarımlar ise manipülasyona açıktır. Kolayca çarpıtılabilir!

17 Temmuz 2016 Pazar

Bir/1 olmak, yaşamı ve geleceği kazanmak!


H.GÜRER
16 Temmuz, 2016


Kiminle konuşursanız konuşun, herkesin mevcut duruma, gidişata dair ciddi eleştiriler yapmasıyla karşılaşırsınız. Kiminle konuşursanız, “kimse yan-yana gelmiyor, kimseyle bir şey yapılmaz” denilen depresif haller görürsünüz. Kimsenin kimseleri sevmediği, bir araya gelmediği garip haller. Oysa herkesin bir arada olmaya ne kadar çok ihtiyacı var! Bir araya gelmeyenlere “bir’ey olarak üzerine düşeni yap” dersin, onu da yapmaz. “Bir” kişi ile bir şey olmaz/değişmez” denip işin içinde çıkarlar/çıktıklarını sanırlar. Ama sorunlar çözülmez, orta yerde büyüyerek durur. “Bir”ey, yada “1” olmak küçümsenir, önemsenmez! Oysa yaşamda ne kadar tayin edici ve önemlidir. Niceliğin önemi olmasaydı nitel değişimlerden söz edilebilir miydi? Ya peki “Bir” olmasaydı, iki-üç’ten?

Bütün bilimlerin temel kaynağı ve evrensel bir anlaşma dili olan Matematik, yer ve zamana bağlı olmadan, her dilden ve renkten, inançtan insanın ortak düşünce ve aynı zamanda konuşma aracıdır. Bu araç, Nümeroloji bilimiyle, doğada ki pek çok şeyde ve insan vücudunda karşılaşılan “altın-oran”ı denilen sayısal değerleri tespit ederek, kozmik fiziğin yasalarını ve evrenin anahtarını oluşturur! Bu anlamıyla da sayıların belirleyici gücü küçümsenmemelidir. Aksi halde, “1”e verilen anlam ve değer olmaz ise, 2-3-5 dizinine sahip olunamayacaktır!

28 Ocak 2015 Çarşamba

No Pasaran!


H.GÜRER

28 Ocak 2015


Avrupa’da faşizme karşı, insanlığın enternasyonal anlamda tek vücut ve ortak bir ruh ile kavgaya tutuştuğu en etkili sahalardan biri, şüphesiz ki İspanya’dır! Çünkü insanlık, İspanya’da yanlızca Franco faşizmine karşı değil, onun müttefikleri olan Hitler ve Mussolini’ye, yani Avrupanın en etkili üç faşist gücüne karşı direnmiş ve zafer elde etmiştir!

1936 ve 1939 yılları arasında, 53 farklı ülkeden sayıları 32 ile 45 bin (kimi kaynaklar 60 bin diyor) civarında olduğu düşünülen, gönüllü insanların oluşturduğu “Uluslararası Tugaylar”, özelde İspanya’da, genelde ise batı Avrupa’da ki faşizmin yenilgisine önemli katkılar sağladılar. Ve enternasyonal dayanışmanın hayat öpücüğü oldular.