H.GÜRER
27 Ağustos, 2016
Evin her köşesinde sebebini anlamadığı bir
koku vardı. Ağır ve ölgün. Evin içinde, yaşam adına anahtar deliğinden sızan
çok ama çok az ‘temiz’ bir hava var.
Çürüyen herhangi bir nesne gibi değil, rutubet değil, irin değil, ceset değil,
dışkı değil, bilinmeyen bir koku… Ağır ve dayanılmaz… Yakıcı ve keskin kokudan direği
kırılan burnunun, zonklayan beyninin, boğulan ciğerlerinin basıncıyla
dayanamayarak sokağa attı kendisini.
Sokağa sinmiş evin kokusu. Yoksa tam tersi
miydi, sokağın kokusu muydu eve sinen?! Tek farkı daha hafif, daha ‘az’
rahatsız edici. Ama aynı sersemletici, bezdirici, dayanılması güç, çekilmez
koku.