edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Kasım 2018 Cuma

Bir şair öldü bugün…

(Şair Refik Durbaş’ın Anısına, Saygıyla…)
H.GÜRER
30 Kasım-1 Aralık 2018

Bir şair öldü bugün; Daha tükenmeden mürekkebi kaleminden, tamamlamadan yarım kalan şiirlerini, yazmadan son şiirini… O şair ki, bir şiiriyle iz düşmüştü yaşamımın zorlu ve önemli bir kesitine… Oysa o an’a dek ne çok şairden ne eşsiz şiirler okumuş ve etkilenmiştim. Zira bahsettiğim şiiri de başka zamanlarda okumuştum. Ama o zor, ağır koşullarda ilk defa okuyor gibiydim. Bu şiirin yaşamımın çok önemli bir kesitine izdüşümünü anlatacağım size. Ama önce o koşulları, o yaşanılanları, o zamanı anlatmalıyım. Ancak o zaman daha iyi anlaşılacaktır şiirin de şairin de hayata bıraktığı iz… 

19 Ocak 2017 Perşembe

Orhan Pamuk’a, Instagram hesabına yanıt!


H.GÜRER
19 Ocak 2017

17-18-19 Ocak 2017 tarihilerinde Orhan Pamuk Instagram hesabında yapılan bir paylaşıma, kelimesi kelimesine aynı olmasa da buna yakın ifade ile şöyle yazmıştım; “Hocam, kendinizin dışında bir şeyler de paylaşsanız iyi olur. Dünya sadece siz ve kitaplarınızın etrafında dönmüyor. Paylaşımlarınızın hepsi size ait. Dünya’da ve Türkiye’de bir sürü şey yaşanırken sizin dünyaca tanınmış Nobel ödüllü bir edebiyatçı bir aydın olarak paylaşımlarınızın yalnızca kendinize ait olması ne garip.” yaptığım bu yoruma birkaç kişiden hesaba yanıt geldi.

4 Ekim 2016 Salı

Anladım ki!..

H.GÜRER
4 Ekim 2016
Anladım ki...
Sevdiğiniz düşmanınız, dostunuz katiliniz olabilirmiş...
Hayatı uzatmanız mümkün değil, 
ama yaşadığınız zamana uzun ve anlamlı bir hayat sığdırmak sizin becerinizmiş.


Anladım ki...
İki türlü hayat varmış. Biri yaşanan, diğeri ise seyredilen,
Ve yaşadığımız hayat, tercihlerimizin/yaptıklarımızın toplamından ibaretmiş...

30 Ağustos 2016 Salı

Dutlar kızarmadan evvel...

(Sinan GÜRER anısına…)
H.GÜRER
30 Ağustos, 2016

Yaşanmamış günler bırakarak, bir rüzgâr gibi geçmekteydi Ağustos. Sıkıntıyla dolu yüreğinin yorgunluğu, uyumasına izin vermedi o gece. Akrep yelkovanı yutmuş, zaman durmuştu… Sıkıntılı ve uykusuz uzun bir geceydi. Nihayet gece seher vaktine evrildiğinde bostanına atmıştı kendisini. Sıkıntısına en iyi ilaçtı toprak. İpil-ipil usulca dökülen yağmur, kuruyan toprağı öpüyordu. Ektiği sebze, meyve ve çiçeklerle uğraşıyor, yumuşamış toprağı, incitmeyen elleriyle işliyordu.  Toprak, derinliklerindeki hayatın serinliğini üfürüyordu yüzüne. Binbir ot, çiçek, meyve ve sebzenin kokusundan sarhoş olmuş bir güne uyanıyordu doğa. Bedenine sığmayan rahatsız edici sıkıntıdan eser kalmamıştı. Uykusuz ve yorgundu ama huzurluydu.


27 Ağustos 2016 Cumartesi

Koku!..


H.GÜRER
27 Ağustos, 2016


Evin her köşesinde sebebini anlamadığı bir koku vardı. Ağır ve ölgün. Evin içinde, yaşam adına anahtar deliğinden sızan çok ama çok az  ‘temiz’ bir hava var. Çürüyen herhangi bir nesne gibi değil, rutubet değil, irin değil, ceset değil, dışkı değil, bilinmeyen bir koku… Ağır ve dayanılmaz… Yakıcı ve keskin kokudan direği kırılan burnunun, zonklayan beyninin, boğulan ciğerlerinin basıncıyla dayanamayarak sokağa attı kendisini.


Sokağa sinmiş evin kokusu. Yoksa tam tersi miydi, sokağın kokusu muydu eve sinen?! Tek farkı daha hafif, daha ‘az’ rahatsız edici. Ama aynı sersemletici, bezdirici, dayanılması güç, çekilmez koku.

4 Ağustos 2016 Perşembe

Üşüyen Ağustos güneşi…

Ceren Ayfer Karatepe’nin anısına…

H.GÜRER
4 Ağustos, 2016

Hafif acılar konuşabilir; ama derin acılar dilsizdir.

Bir insan ne zaman Ölür? Şüphesiz, onu hatırlayan son insan öldüğünde! Ve sizi en son hatırlayacak insanın ölmesine daha çok var…

Yitimler yaşar insan, büyük acılar yaşar. Hayat kavramsızlaşır, duygular dilini yitirir. İnsan da! Anlatamaz hissettiklerini. Tüm yitimler sessizdir aslında ve yitimi yaşayanlar, kendi acı çığlığında boğulurlar. Yaşamayanlar sağır ve kördür. Çünkü yitimlerin o ağır boşluğunu gönül gözüyle bakmayan göremez. Gönül kulağıyla dinlemeyen duyamaz. Yüreğinin derinliğinde yaşamayan hissedemez. Göremediği şeyler insanın ‘körlüğüdür’. Hissedemediği şeyler duygusuzluğu. Yitimler duyguların dilini de alır götürür beraberinde, bunun karşısında gönülden körleşenlere, yitimleri ve acısını anlatamazsın.

9 Ağustos 2015 Pazar

Gecenin sol yanağında, küçük bir buse...

H.GÜRER
8 Ağustos, 2015


6 Ağustos Perşembe günü İsviçre YDG sorumlularından genç bir yoldaşın “bana ulaşır mısın?” diye gelen e-maili ile, kendisini aradığımda trafik kazasında senin yaşamını yitirdiğini, babanın komada olduğunu, 3 yoldaşımızın ise yaralandığı haberini öğrendim. O vakit yer çekiminin hacmi daha çok hissedilir oldu bedenimde. Sonra Atina’yı, ardından Kavala’yı aradığımda, günün şahdamarı kesilmişti artık. Zaman kendi gölgesinde yaşlandı. Gün, çocuklarına ay emziren annelerin acısıyla sarsılmıştı. Bu acı, Ortadoğu’da bir tank, Suruç’ta gençleri katleden adi bir bombaydı patladı yüreğimizde. Tüm bu acılar yetmedi ki, buna sen de dahil oldun. Acıyan yaralarımızı, daha büyük acılarla sarmak yine bizim payımıza düştü. Senin açtığın yeni yara, eski yaraları da kanattı be güzelim... Şimdi senden geriye birbiriyle yer değiştiren hüzünler kaldı.

5 Mart 2015 Perşembe

Aklımızın iç kalesi; acılarımız!

H.GÜRER
5 Mart, 2015

Kayısı, dut ve ceviz yapraklarının dallarında büyüdüm, sert alizelerin keman çalışıyla. Uzak rüzgârlar yıldız taşırdı bahçemize. Kuşlarım vardı miski, renkli, paçalı, kunkulları olan. Dünyası onlar olan, onların gözüyle dünyaya bakan bir çocuktum... Sapanımla yıldız çekerdim yeryüzüne! Ay dede gülümserdi haşarı çocukluğuma. Gök yüzüne dik ve usanmadan bakmam bundan. Çocukluğumuz defne sabunu kokardı. Annemiz hayatımızın söküğünü dikerdi. ‘Zengindik’! Ancak kışlarımızı ısıtmazdı güneş. Ve biz ısınmak için sarılırdık birbirimize. Anlardık, kışın sevmişiz birbirimizi...

8 Şubat 2015 Pazar

Ölümün nefesi!


H.GÜRER

8 Şubat 2015

Gerçek, görülmez ellerin çektiği gizemli tüllerle, saklı tutuldu uzun dönemler insanlardan! Gerçeği göremeyen insanlık, panayır kalabalığında şaşkına döndü, kendi aklının sokaklarında kayboldu, yolunu bulamadı. Kimi zaman karanlığın tülü yırtıldı, yolunu kaybedenler yönünü ‘kısmen’de olsa buldu. Aydınlık, karanlığın zalim ve kuralsız arenasında kavgaya tutuştu. Ve karanlık, belki zamanı büktü, onu yavaşlattı! Ama gerçeklerin inatçı ışıltısını kendi dipsizliğinde hapsedemeyeceğini anladı! Bu kez insanlığa, kısa aralıklı yüksek tonajlı ışıklar tutuldu. Gerçekler, gerçeğin aydınlık ışığıyla saklanmaya başlandı. Önce geçici körlükler yaşatıldı. Gözlere tutulan yüksek ışık, görsel duyuları kırdı.

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Hayastan'ın Yiğit Kadınlarından, Meryem Ana'ya…

H.GÜRER
Ağustos, 2014

Anılar güzeldir! Ve bir o kadar da özel! Anılar özneldir! Yaşanan olaylarda! Anı'lar, kişilerde bıraktığı anlama, öneme, algılanışa göre de biçimlenir ve yorumlanır! Aynı olayı ve an'ı yaşayanlar tarafından aynı algılanmayı ve yorumlanmayı sağlamaz! Aynı değerlendirmelere ve ifadelere kavuşmaz… Çünkü aynı an'ı ve olayı yaşayan farklı kişiler, farklı öyküler anlatır!.. Bunun için anı'larımı yazmaktan hep kaçınmışımdır.