anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Haziran 2020 Salı

Rıza Baba ve Gule Ananın Anısına…

 Rıza Baba ve Gule Ananın Anısına… 

 

H.GÜRER

30 Haziran 2020

 


Herkesin şu yaşamda biyolojik bir ana ve babası olur. Kimilerinin bir de maneviyatta ana-babaları olur. Bizim ise manevi ana ve babamız çoktu. Çünkü dostlarımızın her biri bizim için kardeşten öteydi. Onları doğuran, büyüten, var eden, yetiştiren ve dostumuz olma güzelliğini yaşamamıza vesile olan her ana-baba da bizim için aynı değerdeydi. Öyle evlatlar yetiştirdikleri için...

 

Buradaki amacım “Eski dostluklar-eski zamanlar iyiydi” duygusallığına girip geçmiş güzel şeylerden bahsetmek değil, (duygusallık güzel ve insanı var eden temel olgu, ancak bu, çirkinleştirilen şu dünya da büyük kusur haline getirildi!) yaşadığımız an ile kurulan ilişkinin ve evrilen yaşamsal prensiplerin, yaşam ve düşünüş tarzının, sevgi, sadakat, samimiyet, dostluk ve aşkın dejenerasyonuna küçük bir dokunuş ve bir de tabi ki ölçülemez bir zaman parçasının küçücük bir zerreciğini Gule Ana ve Rıza Baba şahsında size anlatmak istiyorum...

30 Kasım 2018 Cuma

Bir şair öldü bugün…

(Şair Refik Durbaş’ın Anısına, Saygıyla…)
H.GÜRER
30 Kasım-1 Aralık 2018

Bir şair öldü bugün; Daha tükenmeden mürekkebi kaleminden, tamamlamadan yarım kalan şiirlerini, yazmadan son şiirini… O şair ki, bir şiiriyle iz düşmüştü yaşamımın zorlu ve önemli bir kesitine… Oysa o an’a dek ne çok şairden ne eşsiz şiirler okumuş ve etkilenmiştim. Zira bahsettiğim şiiri de başka zamanlarda okumuştum. Ama o zor, ağır koşullarda ilk defa okuyor gibiydim. Bu şiirin yaşamımın çok önemli bir kesitine izdüşümünü anlatacağım size. Ama önce o koşulları, o yaşanılanları, o zamanı anlatmalıyım. Ancak o zaman daha iyi anlaşılacaktır şiirin de şairin de hayata bıraktığı iz… 

24 Ekim 2017 Salı

Son sığınağımız; Anılarımız!

Zeynep Yalçınoğlu/Akkuş İZ belgesel filmi kamera arkası
Son sığınağımız; Anılarımız!
(Zeynep Yalçınoğlu/Akkuş anısına…)
H.GÜRER
24 Ekim 2017

Anılar... Anılar ve yine Anılar... Onlar, yaralardan daha uzun yaşarlar! Bizim yoldaşlarımızla olan anılarımız belleğin en temiz, yüreğin en tırmanması, en ulaşılması güç zirvesine çıkarsız, namuslu, dürüst ve sevgiyle kazınır hiç çıkmayacasına. İZ belgeselinin çekimi için gittiğimizde, beni ve ekibimi işte böyle karşıladı Zeynep arkadaş. Evinde konuk ettiği sürece de bu duyguları en küçük hücrelerimize ve yüreğimize işledi.

12 Aralık 2016 Pazartesi

Yapraklar dökülürken anacağım seni…

Mazlum’a…
H.GÜRER
12 Aralık 2016

Altın sarısı yaprakların, dallarından düştüğü şu günler gelip çattı yine. Zamanı yontan mevsimleri ardımıza alıp, rüzgarın kanatlarına takılan anıları biriktirmekte geride kalanlarımız. Ve batan her şafak, katilimiz oluyor.

Geçen yıl bugün, yine burada, aynı yerde oturmuş, aynı ağaçların, karşımda çırılçıplak soyunuşunu izlemiştim. Sonra kalkıp seninle yürüdüğümüz aynı tenha yoldan yürüyerek, ruhumla baş başa sohbet etmiştim. Apansız illegal buluşmalarımızın adresiydi bu tenha sokak. Bu sokakta Neuchâtelli yoldaşın “Mazlum artık yok” dediği haberle öğrenmiştim seni yitirdiğimizi. Altın sarısı yaprakların, dallarını terk edişindeki doğanın o doğal devinimine uymuştun. Oysa “uyumsuzun” tekiydin. Saman alevi gibi birden alevlenir birden sönerdin. Erken kızardın. Homurdanarak çekip gider, gülümseyerek, gözlüklerinin çerçeveleri yetmezmiş gibi alttan-alta bakarak geri gelirdin.

30 Ağustos 2016 Salı

Dutlar kızarmadan evvel...

(Sinan GÜRER anısına…)
H.GÜRER
30 Ağustos, 2016

Yaşanmamış günler bırakarak, bir rüzgâr gibi geçmekteydi Ağustos. Sıkıntıyla dolu yüreğinin yorgunluğu, uyumasına izin vermedi o gece. Akrep yelkovanı yutmuş, zaman durmuştu… Sıkıntılı ve uykusuz uzun bir geceydi. Nihayet gece seher vaktine evrildiğinde bostanına atmıştı kendisini. Sıkıntısına en iyi ilaçtı toprak. İpil-ipil usulca dökülen yağmur, kuruyan toprağı öpüyordu. Ektiği sebze, meyve ve çiçeklerle uğraşıyor, yumuşamış toprağı, incitmeyen elleriyle işliyordu.  Toprak, derinliklerindeki hayatın serinliğini üfürüyordu yüzüne. Binbir ot, çiçek, meyve ve sebzenin kokusundan sarhoş olmuş bir güne uyanıyordu doğa. Bedenine sığmayan rahatsız edici sıkıntıdan eser kalmamıştı. Uykusuz ve yorgundu ama huzurluydu.


4 Ağustos 2016 Perşembe

Üşüyen Ağustos güneşi…

Ceren Ayfer Karatepe’nin anısına…

H.GÜRER
4 Ağustos, 2016

Hafif acılar konuşabilir; ama derin acılar dilsizdir.

Bir insan ne zaman Ölür? Şüphesiz, onu hatırlayan son insan öldüğünde! Ve sizi en son hatırlayacak insanın ölmesine daha çok var…

Yitimler yaşar insan, büyük acılar yaşar. Hayat kavramsızlaşır, duygular dilini yitirir. İnsan da! Anlatamaz hissettiklerini. Tüm yitimler sessizdir aslında ve yitimi yaşayanlar, kendi acı çığlığında boğulurlar. Yaşamayanlar sağır ve kördür. Çünkü yitimlerin o ağır boşluğunu gönül gözüyle bakmayan göremez. Gönül kulağıyla dinlemeyen duyamaz. Yüreğinin derinliğinde yaşamayan hissedemez. Göremediği şeyler insanın ‘körlüğüdür’. Hissedemediği şeyler duygusuzluğu. Yitimler duyguların dilini de alır götürür beraberinde, bunun karşısında gönülden körleşenlere, yitimleri ve acısını anlatamazsın.

9 Ağustos 2015 Pazar

Gecenin sol yanağında, küçük bir buse...

H.GÜRER
8 Ağustos, 2015


6 Ağustos Perşembe günü İsviçre YDG sorumlularından genç bir yoldaşın “bana ulaşır mısın?” diye gelen e-maili ile, kendisini aradığımda trafik kazasında senin yaşamını yitirdiğini, babanın komada olduğunu, 3 yoldaşımızın ise yaralandığı haberini öğrendim. O vakit yer çekiminin hacmi daha çok hissedilir oldu bedenimde. Sonra Atina’yı, ardından Kavala’yı aradığımda, günün şahdamarı kesilmişti artık. Zaman kendi gölgesinde yaşlandı. Gün, çocuklarına ay emziren annelerin acısıyla sarsılmıştı. Bu acı, Ortadoğu’da bir tank, Suruç’ta gençleri katleden adi bir bombaydı patladı yüreğimizde. Tüm bu acılar yetmedi ki, buna sen de dahil oldun. Acıyan yaralarımızı, daha büyük acılarla sarmak yine bizim payımıza düştü. Senin açtığın yeni yara, eski yaraları da kanattı be güzelim... Şimdi senden geriye birbiriyle yer değiştiren hüzünler kaldı.

5 Mart 2015 Perşembe

Aklımızın iç kalesi; acılarımız!

H.GÜRER
5 Mart, 2015

Kayısı, dut ve ceviz yapraklarının dallarında büyüdüm, sert alizelerin keman çalışıyla. Uzak rüzgârlar yıldız taşırdı bahçemize. Kuşlarım vardı miski, renkli, paçalı, kunkulları olan. Dünyası onlar olan, onların gözüyle dünyaya bakan bir çocuktum... Sapanımla yıldız çekerdim yeryüzüne! Ay dede gülümserdi haşarı çocukluğuma. Gök yüzüne dik ve usanmadan bakmam bundan. Çocukluğumuz defne sabunu kokardı. Annemiz hayatımızın söküğünü dikerdi. ‘Zengindik’! Ancak kışlarımızı ısıtmazdı güneş. Ve biz ısınmak için sarılırdık birbirimize. Anlardık, kışın sevmişiz birbirimizi...

2 Ağustos 2014 Cumartesi

Hayastan'ın Yiğit Kadınlarından, Meryem Ana'ya…

H.GÜRER
Ağustos, 2014

Anılar güzeldir! Ve bir o kadar da özel! Anılar özneldir! Yaşanan olaylarda! Anı'lar, kişilerde bıraktığı anlama, öneme, algılanışa göre de biçimlenir ve yorumlanır! Aynı olayı ve an'ı yaşayanlar tarafından aynı algılanmayı ve yorumlanmayı sağlamaz! Aynı değerlendirmelere ve ifadelere kavuşmaz… Çünkü aynı an'ı ve olayı yaşayan farklı kişiler, farklı öyküler anlatır!.. Bunun için anı'larımı yazmaktan hep kaçınmışımdır.