27 Nisan 2017 Perşembe

12. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali


12. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali 1-7 Mayıs tarihleri arasında izleyicilerle buluşuyor!
İstanbul , Ankara, İzmir ve Diyarbakır da eş zamanlı olarak gerçekleşecek festivalde bu yıl cesaret teması ile 15 farklı ülkeden toplam 61 film gösterilecek.

İZ Belgesel Filmi de, 12. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali tarafından seçilen 61 film arasında yer alarak gösterilmiştir.


12. Uluslararası İşçi Filmleri Festivali il il  Gösterim programları aşağıda sunulmuştur.

Diyarbakır programı için tıklayınız.




Kaynak:

http://www.iff.org.tr/397-2017-yili-festival-filmleri.html

16 Nisan 2017 Pazar

Kamera Arkası



Hakan Gürer

Doğum Tarihi - 
Yönetmenliğini Yaptığı Belgesel Filmler
İZ - 2016 .... Belgesel, 01:37:00
12. İşçi Filmleri Festivali, Gösterim Seçkisi. 2017
10. Ege Belgesel Günleri, Gösterim Seçkisi. 2017

4 Nisan 2017 Salı

10. Ege Belgesel Film Günleri



Yönetmen: Hakan Gürer / 98'dk

12 Eylül 1980 yılında Türkiye'de askeri bir darbe oldu. Bu darbenin mimarı generaller, 1980-1988 yılları boyunca Türkiye'nin yönetimini ellerinde tuttu. Bu yıllarda Türkiye genelindeki tüm cezaevlerinde yoğun işkence ve cinayetler yaşandı. Ancak içlerinde üç cezaevi ön plana çıktı; Metris, Mamak ve Diyarbakır 5 No'lu Cezaevi!

24 Mart 2017 Cuma

Tarihin arka odasına hafızlarda açılan bir pencere; İZ!

İZ belgesel filmi, Avrupa ve Türkiye'de çeşitli film festivallerinde gösterimde olan ve yine yakında Türkiye ve Avrupa da izleyici ile buluşacak, tarihi arkeologların fırçalarıyla kazıdığı bir belgesel film...


12 Eylül 1980 yılında Türkiye’de askeri bir darbe oldu. Bu darbenin mimarı generaller, 1980-1988 yılları boyunca Türkiye’nin yönetimini ellerinde tuttu. Bu yıllarda Türkiye genelindeki tüm cezaevlerinde yoğun işkence ve cinayetler yaşandı. Ancak içlerinde üç cezaevi ön plana çıktı; Metris, Mamak ve Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi!



Bu cezaevleri içerisinde ise, uygulamalarından en çok skandallar yaratan “Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi” oldu! Dünyada eşi-benzeri görülmemiş işkence yöntemleri uygulandı. Onlarca insan işkencede ve açlık grevlerinde yaşamlarını yitirdi. Diyarbakır 5 No'lu cezaevi, 29 Nisan 2008 tarihinde The Times dergisi tarafından yapılan araştırma sonucu, “dünyanın en kötü 10 ceza evi” arasında yer aldı.

13 Mart 2017 Pazartesi

AKP’nin siyaset yapma Algoritması!

Hollanda ve Türkiye arasında yaşanan “krizi” nasıl okumalıyız?!
H.GÜRER
13 Mart 2017

Türkiye, 16 Nisan 2017 tarihinde gerçekleşecek olan “anayasa ve başkanlık sistemi referandumu” için, dünya da eşi benzeri görülmemiş “seçim çalışmaları”na başladı. Sınır ötesi seçim çalışmalarının bir ayağını da Hollanda olarak belirleyen AKP, 11 Mart Cumartesi günü Hollanda Rotterdam şehrinde ‘referandum kampanyası programı’ organize etmek istedi. Bu etkinliğe katılmak isteyen Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’na, Hollanda hükümeti Dışişleri Bakanı Bert Koenders telefon ederek; “Hollanda’da referandum kampanyası yapmanızı istemiyoruz. Gelmeyin…” demesine karşın, Çavuşoğlu istenmediği bu ülkeye gitmekte kararlı olduğunu açıklamış, programını iptal etmeyeceğini duyurmuştu. Bu gelişmelerin ardından başlayan “diplomatik kriz” nasıl okunmalıdır? Buraya gelmeden kısa birkaç açıklama yapmak, süreci daha sağlıklı okumak açısından faydalı olacaktır.

4 Mart 2017 Cumartesi

Türkiye'den Belgeseller Selanik Festivali'nde

Türkiye'den Belgeseller Selanik Festivali'nde

(Selanik - BİA Haber Merkezi)

Yunanistan'ın Selanik şehrinde bu sene 19.kez düzenlenen uluslararası belgesel festivali 3 Mart Cuma gecesi yapılan gayet sade açılış töreniyle başladı.

Muhafazakârların tahammül edemediği, kentin "hedonist" belediye başkanı Yiannis Boutaris'in her sene olduğu gibi bu yıl da şereflendirdiği açılışta Selanikli mülti-enstrümantalist Nikos Diminakis'in performansı ilgi gördü.

Festivalde mevzubahis müzisyen Diminakis ile ilgili, Gina Georgiadoutarafından kotarılmış Beatbox and Winds adlı bir belgesel de gösterilecek.

Etkinliğin yeni sanat direktörü Élise Jalladeau'nun Yunanca okuduğu metinden de anlaşıldığı gibi, çok yönlü festival kentin kültür gündemine büyük katkıda bulunacağa benziyor.
Tarihî Olympion sinemasında gerçekleşen kalabalık açılışta, The Rolling Stones Olé Olé Olé!: A Trip Across Latin America ile yönetmen Paul Dugdale bizi bir kez daha Latin Amerika'nın sıcak ve coşkulu müzikseverleriyle buluşturdu.

14 Şubat 2017 Salı

Anomali!

Anomali![1]
H.GÜRER
14 Şubat 2017

M.Ö filozoflarından Aristo’nun geliştirdiği klasik mantık, doğru ya da yanlış sonuçlar doğuran siyah-beyaz meselelere odaklanır. Oysa gerçek hayattaysa, kafa patlattığımız şeylerin çoğu grinin tonlarını taşır! Bu yüzden Aristo’nun M.Ö geliştirdiği klasik mantık ile günümüz gelişmelerine bakmaya kalkarsak yanılırız. Neden? Çünkü siyah ile beyaz renklerinin ara tonlarını gör(e)meyiz. Hiç bir şey siyah-beyaz kadar kesin ve net değildir. Hele siyasette, asla! Üzülerek belirtmeliyiz ki, Türkiye Devrimci Hareketi, Diyalektik mantık ile yaşamı/olguları ve gelişmeleri tez, anti-tez, sentez denkleminde formüle etmek yerine, “Aristo mantığı” ile ele alıp değerlendirmektedir. Bugün bunun tipik örneklerinden birini de TDH içinde kimi grupların anayasa ve başkanlık sistemi referandumunu “BOYKOT” söylemi ile ele alışında görmek mümkün.

25 Ocak 2017 Çarşamba

Fazıl Say’a…

Yanlış sorular, doğru cevapları bulmanıza yardımcı olmaz!

H.GÜRER
25 Ocak 2017

Sayın Fazıl Say, Instagram hesabından bugün (25 ocak 2017) aşağıdaki yazısını yanda ki dergi kapağı ile paylaştı. Bizde kendisine yanıt vermeye çalıştık. Önce sayın Say’ın yazısını ardından yanıtımızı yayınlıyoruz. 

“Bu kişisel bir konu gibi gözükmesine rağmen, aslında hepimizin konusudur...  Amacım rahatsızlık vermek değil, dikkatli okunmasını özellikle MEB ve Kültür Bakanlığı çevrelerinin okumasını, ve bir sonuca varmasını isterim, İki konumuz var; ilki Ankara'daki bir müzik festivalinin siyasi davranışları, ikincisi milli eğitimin yeni müzik müfredatı. Lucas ve Arthur Jussen, Hollandalı piyano ikilisi, iki genç sanatçı, sosyal medyadan bir çok kere ben de paylaştım kendileri için yazdığım "gece" ( night) isimli eseri dünyadaki her konserlerinde çalıyorlar. Deutsche Grammaphon firması için de kayıt ettiler. Ocak ayı sonunda Ankara'da konser verecekler, yeni bir festival varmış, hükümetten destek alan bir organizasyon olduğu söylendi; Şimdi, bu Ankara'daki festivalin, Hollandalı piyano ikilisinin programından benim eserimi niye çıkarttırttığını , neden genç ikiliye "bu eseri çalmayın" dediklerini öğrenmek istiyoruz. Bu sonuçta -sözü filan bile olmayan- virtüöz bir enstrumental eserdir. Konuyu büyütmek istemiyorum. Bir açıklama yeterli olacaktır. Hollanda elçiliği de konuyu bilse iyi olur. Kültür bakanı da. Bunları sormak bestecinin hakkıdır. Sonuçta; bu şekilde Programdan çıkarma, sansüre girer, belli bir prosedürü vardır. 

Fazıl Say’a…

Yanlış sorular, doğru cevapları bulmanıza yardımcı olmaz!
H.GÜRER
25 Ocak 2017

Sayın Fazıl Say, Instagram hesabından bugün (25 ocak 2017) aşağıdaki yazısını yanda ki dergi kapağı ile paylaştı. Bizde kendisine yanıt vermeye çalıştık. Önce sayın Say’ın yazısını ardından yanıtımızı yayınlıyoruz.

“Bu kişisel bir konu gibi gözükmesine rağmen, aslında hepimizin konusudur...  Amacım rahatsızlık vermek değil, dikkatli okunmasını özellikle MEB ve Kültür Bakanlığı çevrelerinin okumasını, ve bir sonuca varmasını isterim, İki konumuz var; ilki Ankara'daki bir müzik festivalinin siyasi davranışları, ikincisi milli eğitimin yeni müzik müfredatı. Lucas ve Arthur Jussen, Hollandalı piyano ikilisi, iki genç sanatçı, sosyal medyadan bir çok kere ben de paylaştım kendileri için yazdığım "gece" ( night) isimli eseri dünyadaki her konserlerinde çalıyorlar. Deutsche Grammaphon firması için de kayıt ettiler. Ocak ayı  
    sonunda Ankara'da konser verecekler, yeni bir festival varmış, hükümetten destek alan bir organizasyon 
    olduğu söylendi; Şimdi, bu Ankara'daki festivalin, Hollandalı piyano ikilisinin programından benim eserimi
    niye çıkarttırttığını , neden genç ikiliye "bu eseri çalmayın" dediklerini öğrenmek istiyoruz.

19 Ocak 2017 Perşembe

Orhan Pamuk’a, Instagram hesabına yanıt!


H.GÜRER
19 Ocak 2017

17-18-19 Ocak 2017 tarihilerinde Orhan Pamuk Instagram hesabında yapılan bir paylaşıma, kelimesi kelimesine aynı olmasa da buna yakın ifade ile şöyle yazmıştım; “Hocam, kendinizin dışında bir şeyler de paylaşsanız iyi olur. Dünya sadece siz ve kitaplarınızın etrafında dönmüyor. Paylaşımlarınızın hepsi size ait. Dünya’da ve Türkiye’de bir sürü şey yaşanırken sizin dünyaca tanınmış Nobel ödüllü bir edebiyatçı bir aydın olarak paylaşımlarınızın yalnızca kendinize ait olması ne garip.” yaptığım bu yoruma birkaç kişiden hesaba yanıt geldi.

23 Aralık 2016 Cuma

Gelişimin Diyalektiği

Ritmik gelişim ve toplumsal/kıtasal/evrensel dönüşüm...
H.GÜRER
23 Aralık 2016

“İnsan bilmediklerinin esiridir, öğrendikçe özgürleşir” der Sipinoza. Bilginin önemine, bilgisizliğin esaretine değinir. Bilgi, insan topluluklarının tarihsel gelişim evrelerinde önemli bir yere sahiptir. Topluluklarla başlayan bilgi serüveni, yine onlar tarafından kaydedilerek, kullanılarak, değerlendirilerek, geliştirilerek, kuşaktan kuşağa aktarılıp arşivlenerek sonsuzluğa doğru yol alır.

Latince “Sapere aude” yani “Bilmeye cesaret et!” ifadesi, esasen bilgiyi edinme serüveninin ‘kolay’ ve ‘basit’ bir eylem olmadığını vurgulamaktır. Keza dönemin en önemli Romalı şairlerinden Horatius’un kullandığı haliyle “Kendi aklınla düşünmeye cesaret et!”dir… Kant, bu deyiş ile, 18.yy Avrupa’sında başlayan “Aydınlanma çağı”nın felsefesini özetleyecektir.

12 Aralık 2016 Pazartesi

Yapraklar dökülürken anacağım seni…

Mazlum’a…
H.GÜRER
12 Aralık 2016

Altın sarısı yaprakların, dallarından düştüğü şu günler gelip çattı yine. Zamanı yontan mevsimleri ardımıza alıp, rüzgarın kanatlarına takılan anıları biriktirmekte geride kalanlarımız. Ve batan her şafak, katilimiz oluyor.

Geçen yıl bugün, yine burada, aynı yerde oturmuş, aynı ağaçların, karşımda çırılçıplak soyunuşunu izlemiştim. Sonra kalkıp seninle yürüdüğümüz aynı tenha yoldan yürüyerek, ruhumla baş başa sohbet etmiştim. Apansız illegal buluşmalarımızın adresiydi bu tenha sokak. Bu sokakta Neuchâtelli yoldaşın “Mazlum artık yok” dediği haberle öğrenmiştim seni yitirdiğimizi. Altın sarısı yaprakların, dallarını terk edişindeki doğanın o doğal devinimine uymuştun. Oysa “uyumsuzun” tekiydin. Saman alevi gibi birden alevlenir birden sönerdin. Erken kızardın. Homurdanarak çekip gider, gülümseyerek, gözlüklerinin çerçeveleri yetmezmiş gibi alttan-alta bakarak geri gelirdin.