30 Eylül 2017 Cumartesi

İZ Belgesel Filmi Strasbourg ODYSSEE sinemasında…

İZ Belgesel Filmi ODYSSEE sinemasında vizyona giriyor…



Dünyanın en kötü şöhretli 10 hapishanesinden biri olan Diyarbakır 5 Nolu hapishanesini ve uygulamalarını konu alan, Yapımcı ve Yönetmenliğini Hakan Gürer’in üstlendiği İZ – "La Trace" belgesel filmi Fransa’nın Strasburg kentinde, dünyanın en eski 5 sinema salonundan biri olan Odyssee sinemasında vizyona giriyor…

Avrupa'nın Kültür kenti olan Strasbourg’da Osyssee sinema salonunda İZ belgesel filmi 3 Kasım Cuma 2017 tarihinde saat 20:15 de Fransızca alt yazılı olarak gösterime girecek. Dünyanın en eski 5 sinema salonundan biri olan ve 3 Ocak 1914 tarihinde hizmete açılan Strasbourg Odyssee Sineması, 2014 yılında 100. Yaşını kutlamıştı. Bugün 103 yaşında olan Strasbourg Odyssee Sinema salonu Avrupa ve Dünya sineması filmlerinin gösterildiği uluslararası bir sinema salonu.

19 Eylül 2017 Salı

İz Belgesel Filmi Avrupa vizyon tarihleri

Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) tarafından Avrupa’nın çeşitli ülke ve şehirlerinde gösterimini üstlendiği İZ Belgesel Filmi, 15 Ekim 2017 tarihinden itibaren Almanya’da Almanya Türkiyeli İşçiler Federasyonu (ATİF) ve Hollanda'da Hollanda Türkiyeli İşçiler Federasyonu (HTİF) tarafından organizesi yapılarak 6 farklı şehirde seyirci ile buluşacak. Yapımcılığını ve Yönetmenliğini Hakan Gürer'in üstlendi belgesel film, 12 Eylül yıllarında Diyarbakır 5 No’lu cezaevini konu alıyor.

İZ Belgesel Filmi geçtiğimiz aylarda bir çok uluslararası film festivalinde gösterime girmişti. Bunlardan bazıları;
Yunanistan’ın Selanik şehrinde gerçekleşen 19.Uluslararası Selanik belgesel film festivali.
12.Uluslararası İşçi Filmleri Festivali kapsamında İstanbul, Ankara, İzmir ve Diyarbakır şehirlerinde ve 13 farklı mekanda izleyiciyle buluşmuştu. Aynı anda İzmir 10.Ege belgesel film festivalinde gösterime girmişti.

İstanbul/Kartal belediyesi İşçi Komitesi tarafından Hasan Ali Yücel Kültür Merkezinde gösterimi yapılarak konuya dair yapılan bir panel ile gösterim sezonu sonuçlandırılmıştı.

Türkiye de ki gösterim tarihleri ile aynı dönem Avrupa da İsviçre’nin Zürich şehrinde 4.Sakine Cansız film festivalinde gösterilen İZ belgesel filmi, 15 Ekim 2017 tarihinden itibaren aşağıdaki adreslerde vizyona girerek seyirci ile buluşacak.

17 Eylül 2017 Pazar

Rutinin ağırlığı; Sıkılmak!

(Kazanmak için vazgeçmek…)
H.Gürer
17 Eylül 2017

Yaşarken hayatın bizlere neler sunacağını ve neler alacağını bilmeyiz. Doğumlar ve ölümler, mutsuzluklar ve umutlar, ayrılıklar ve özlemlerle dolu şeyleri kucaklarız yaşamımız boyu. Bu belirsizlik, insanları farklı yaşam felsefeleri oluşturmaya ve farklı yaşam arayışlarına itmiştir. Kimileri için yarınlar meçhul olduğundan alfa beyin dalgasının dinginliği ve mutluluğu ile an yaşanırken, kimileri ise geçmişin hatıraları, meçhul yarınların hayal ve kaygısının yoğunluğuyla yani beta beyin dalgaları ile anı yaşamaz. O an yaşanması gerekenler meçhul yarına ertelenir. Meçhul yarınlarda yaşanılmasının hülyaları kurulur, onun için çalışılır, uğraşılır ve yaşam tüketilir. Buna ertelenmiş yaşamlar veya yaşadığı anı ıskalamak demek yanlış olmayacaktır. Bu bir çoğumuzun yaptığı hayati hatalardandır.

6 Eylül 2017 Çarşamba

İz Belgesel-Filmi Avrupa’da Seyirci ile Buluşuyor


Almanya ve Hollanda’da gösterime girecek olan İz belgeseli 15 Ekim’den itibaren seyirici ile buluşuyor. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Hakan Gürer’in üstlendiği belgesel film, 12 Eylül yıllarında Diyarbakır 5 Nolu cezaevini konu alıyor. Belgesel filmin gösterimini ise Avrupa Türkiyeli İşçiler Konfederasyonu (ATİK) üstleniyor.

1 Eylül 2017 Cuma

İZ belgesel film hakkında, Mücadele gazetesi ile röportaj...

İZ belgesel film hakkında, Mücadele gazetesi ile Röportaj

Mücadele Gazetesi Yazı Kurulu

Merhaba, Öncelikle kendinizi okurlarımıza tanıtır mısınız?
Bilirsiniz bizim ülkemizde kırk yaşında gibi doğarsınız. Hızlı büyürsünüz. Devletle, DGM ile, E-Tipi, Özel tip, F-Tipi zindanlarıyla, Açlık grevleri ve ölüm oruçlarıyla, işkencenin en vahşi halleriyle tanışmanız için 15-16 yaşlarında olmanız yeterli bir yaş grubudur. Ben böylesi bir ağır süreci yaşamış, 20’li yaşlarına kadar hapiste kalmış, “12 Aralık hayata dönüş operasyonu” denilen katliama zindan da direniş cephesinin bir öznesi  olarak tanıklık etmiş, 50 günleri aşkın açlık grevi direnişinde yer almış, ardından ülkeyi terk etmek zorunda bırakılmış, gittiği ülkede de bir süre sonra İnterpol ile tutuklanıp uzun sayılmayacak ama kısa da diyemeyeceğimiz bir zaman dilimi Avrupa da tutuklu kalmış, toplam da 11 yıl sürgünde yaşamış bir arkadaşınızım.

20 Ağustos 2017 Pazar

Bilginin iktidarı!

(Bilgi iktidar, iktidar bilgi sarmalı!)
H.GÜRER
20 Ağustos 2017

“Bilime giden düz bir yol yoktur ve ancak
onun dik patikalarında yorucu tırmanmaları göze alanlar
aydınlık doruklarına ulaşabilir…”
Karl Marks

“Tarihin itici gücü sınıf mücadelesidir” ancak çağımız ne ifade edildiği gibi “emek ve sermaye çatışması” temelinde ilerliyor, ne de proletarya ve burjuvazi bugün (21.yüzyılda) 19. ve 20.yüzyıllarda olduğu gibi keskin-açık-net ve dişe-diş bir çatışma halinde. Yani emeğin sermaye ile çatışması günlük nicel teknolojik gelişmeler ve büyük nitel teknolojik devrimlerle devam ediyor. Marksın “toplumun en temel hücresi” olarak Kapital’de yer verdiği meta, ‘Sanayi toplumu’nu karakterize ederken, bilişim-iletişim-teknoloji çağını ise ‘bilgi’ kavramı karakterize etmektedir. Zira ‘bilgi’ günümüz kapitalizmin en büyük ‘meta’sı durumuna getirilmiştir. Gelişen bilim ve teknolojinin, mevcut toplumların ekonomik ve kültürel yapısında önemli değişimlere neden olduğu gibi, gelecek kuşakların ekonomik ve kültürel oluşumunda da önemli bir rolü olmaya doğru hızla yol almaktadır.

18 Temmuz 2017 Salı

Gözyaşı sürülen yaralar…


(Srebrenitsa  soykırımı anısına...)
H.GÜRER
18 Temmuz 2017

Uzun çok uzun yıllardır karmaşık duygularındaki temel tonu özlem oluşturuyordu. Özlemek, tıpkı aletsiz bir işkence aracı gibi duygularını acıtan bir işleve sahipti. Olmadık şeyler kendisini geçmişe götürür, aklının alyuvarlarında hatıralarını sakladığı kristal küre her defasında düşüp kırılır, anıları dağılırdı dört bir yana. Sonra, bir çocuğun serpilmiş misketlerini toplar gibi anılarını toplardı hüzünle ve acı çekerek. Haşarı çocukluğunun gölgesini astığı badem ağaçlarına, hatıralarını saklayan lâl sokaklara, anıların üzerine kurulu evlerine, sevdiklerine ve yaşanmışlıklara bitimsiz bir özlem duyardı. Gece ağlayan karıncalar gibi, kalbi hüzünle titreyerek kalırdı zamanın acımasız kapılarında. Binlerce kilometre uzakta sürgünde duyumsardı çiçek açmış badem ağaçlarının kokusunu. Tıpkı bir koleksiyoncu gibi hayalleri ve hatıraları damıtarak biriktirirdi. Her onlara dönüp baktığında ürkek bir kuş gibi konacak yer arardı yüreği.


12 Temmuz 2017 Çarşamba

“Sosyal Medya” paylaşımları ve ‘kişilik’ -V

H.GÜRER
12 Temmuz 2017

“Teknoloji insanın doğayla uğraşma biçimini,
hayatını sürdürebilmesi için gerekli olan üretim sürecini gösterir; ve böylece sosyal ilişkilerinin oluşum biçimini ve bunlardan kaynaklanan
düşünsel kavramları açığa vurur.”
Capital I: 372

Yer kürenin tüm kıtalarında, dev medya tekelleri aracılığıyla, insanlığa yönelik ideolojik saldırılarla bilinçler üzerinde daha güçlü bir hegemonya kurulmak isteniyor. Uluslararası sermaye kendisini yeniden örgütleyip üretirken, ideolojik hegemonyasını sağlama aracı olarak kullandığı medya bu reorganizasyon da önemli rol oynuyor.  Topluma egemen güçler, medya ile kitleleri manipüle edip onların rızasını yeniden-yeniden üreterek, manipüle ettiği ‘bilginin’ kontrolünü sağlayarak, kitlelerin iradesi üzerinde baskın bir hegemonya oluşturuyor. Medya (iletişim-bilişim teknolojisi vb.) egemen sınıfların, kitlelere rağmen iktidarını sürdürmede, dünya görüşümüzü ve toplumsal aklı şekillendirmede, düşünce ve davranış biçimimizin temel kaynağı haline gelip onlara yön vermede, düşüncelerini yaymada, küre-i arzı yönetmede kullanılan önemli bir ideolojik araçtır. 

10 Temmuz 2017 Pazartesi

Yeniden düşünmek!

Eleştiri mi, polemik mi, yoksa siyasal kayıtsızlık mı!?

H.GÜRER
10 Temmuz 2017

“Hareketler ve sözler uyumlu olursa
tüm dünya değişir.”
Chuang Tzu

Eleştirinin işlevini ve kimlere karşı nasıl yapılacağını, uzun ve süslü söylemlerle, ustalardan sayfalarca alıntılar yaparak aktarmaya gerek duymuyorum. Zira, bu yazının muhatapları tüm bunları pekala biliyorlar! Ancak şunu belirtmekte fayda var, bizler dostlarımızı eleştiririz; onları ve hatalarını düzeltmek, değiştirip-dönüştürmek, geliştirip yetkinleştirmek ve birlikte yetkinleşmek için. Rencide etmez, aşağılamayız!

Yazının muhataplarından biri “Canım biraz Hasan Aksu’yla uğraşmak istiyor!” yazısını yazan Ali Kara Hanoğlu. Diğeri ise bu yazıyı yayınlayan ve aynı zamanda "köşe yazarı" olduğumuz Kaypakkayahaber.com sitesi. Geçerken belirteyim, aynı sitenin köşe yazarı olma “hukuku” bu yazıyı yazmamın nedenlerinden yalnızca biri! Diğeri ise; insanları bu üslûp, tarz, yöntem ve dil ile şekillendirilmesine karşı oluşum ve büyük bir tehlike olarak görüşümdür! En önemlisi ise, nasıl yaşadığımız, yaşarken neler yaptığımız ve nasıl öleceğimiz yeni kuşaklara şekil vereceğine inandığımdandır!

5 Temmuz 2017 Çarşamba

“Sosyal Medya” paylaşımları ve ‘kişilik’ -IV

H.GÜRER
5 Temmuz 2017

Teknoloji bilgisayarla, sanal âlem ise İnternet ile yaşamımıza girdi. İnternetin gelişip yaygınlaşmasıyla sanal serüvenine başlayan insan, akıllı telefon ve android uygulamalarla bunu bir üst aşamaya çıkardı. Sabahın ilk saatinde kurduğu alarmı kapatmak için eline aldığı telefon ile sanala bağlanmaya başlayan insanın, reel yaşama dönmesi güçleşti. Gündelik alışkanlıkları, davranış ve yemek yiyişi, hatta WC’ye gidişine kadar her şeyi değişti. Giysilerimizin vücut şeklimizi biçimlendirip şekillendirmesindeki etkisi gibi, kullandığımız teknoloji de algımızdan, düşünüş ve yaşam tarzımıza, uzuvlarımızı kullanmaya kadar bizi biçimlendirip şekillendirmektedir. İşte bu vb. birçok nedenden ötürü teknoloji CEO’larının bu teknolojiyi kendileri ve çocuklarının kullanmadığını biliyor muydunuz? Hatta kendilerinin de akıllı olmayan telefonlar kullanarak bunun nedenini soranlara “akıllı telefon kullanacak kadar boşa harcayacak zamanım yok” dedikleri de bir sır değil.

29 Haziran 2017 Perşembe

“Sosyal Medya” paylaşımları ve ‘kişilik’ -III


H.GÜRER
29 Haziran 2017

İletişim araçları her dönem insanlar üzerinde önemli etkilere sahip olmuştur. Bu araçlar kimi zaman kitleleri etkileyip yönlendirirken, kimi zaman onları izleme, denetleme ve kontrol altına almada önemli role sahip oldu. Bu rolü de her geçen gün artarak devam ediyor. Bu araçları en iyi kullananlar ise her daim egemen güçler olmuştur.

Toplumları yönetme işinin, bilinen üç temel yöntemi vardır. Biri; yıldırma-korkutma ve sindirmedir. İkincisi; kandırma ve manipüle etmektir. Üçüncüsü ise inandırmaktır. Yıldırma, korkutma, kandırma ve manipüle etme kısa sürelidir. İnandırmak en zorudur ama uzun süre boyunca etkindir. Bunun için de egemenlerin kitlelere kendi düşüncelerini yayabilecek, benimsetip inandıracak güçlü ideolojik aygıtları vardır. Bu, yargı-yasama ve yürütme aygıtlarının daha üstünde bir güç olan, dördüncü güç denilen “Medyadır!” Medya algımız, eğer hâlâ TV ve gazeteler ise, bu önemli bir yanılgıdır. Çünkü medya günümüzde iletişim, bilişim teknolojisinin kendisidir!

20 Haziran 2017 Salı

“Sosyal Medya” paylaşımları ve ‘kişilik’ -II

H.GÜRER
20 Haziran 2016

Yazımızın birinci kısmında, işin psikopatolojik vakalar bölümüne kısaca değinmeye çalıştık. Bu bölümde de yer yer değineceğiz ancak daha çok yapılan paylaşımların egemen güçler tarafından sınıflandırılıp, bu araçları bilinçsizce kullananları farkında olmadan nasıl yönlendirdiklerine değinmeye çalışacağız.

Yazılara sıklıkla gelen yorumlar “çok uzun yazmışsın, zaman yok okumaya” oluyor. Oysa ben kütüphanemde binlerce sayfa kitap okumak için uğraşıyorum, okuyamadığım her gün suçluluk duygusu yaşıyorum. Ancak sanal âlemde uzun saatler mesai yapanların bir paragraflık yazıların dışındaki yazıları okuyacak zamanı olmuyor! Bunu da “zaman yok” diyerek açıklıyorlar. Oysa aynı kişiler zamanlarını dünyanın en aptal, en saçma troll videolarını paylaştıklarını, yine aynı içerikteki twitter ve face yorumları altında günlerce polemikler yaptığını görebiliyoruz.

15 Haziran 2017 Perşembe

"Sosyal Medya" paylaşımları ve ‘kişilik’ -I

H.GÜRER
15 Haziran 2017

“Sosyal medya” paylaşımları denilen, özünde “sanal alem” olan bu alandaki hastalıklara, yozlaşmaya, kişilik ve ahlaki tükenişe dikkat çekmek gerekiyor. Bunun için yazı boyunca ifadelendirmeyi “sanal alem” olarak kullanmayı doğru buluyorum. Zira, “sosyal medya” olarak ifade edilmesini ise kısmen bir manipülasyon olarak görürken, ifade anlamını tam karşılığıyla bulmadığını düşünüyorum. Sosyalleşmek orada olmak, direkt yaşamak, temas etmektir! Mekanik biçimiyle ifade edecek olursak, gözlerinin içine bakmak, yüz mimiklerini görmek, dokunmak, o an’ı aynı hava koşullarında yaşamaktır. Canlı iletişimdir. Oysa sanal alemde yalnızca ekrana bakıyoruz!

Türkiyelilerin İnternet ve sanal alemde zaman geçirme de dünya lideri konumunda olduğunu biliyor muydunuz? Bu durum, kullanımda ve onca zaman geçirme süresinde, ihtiyaçları karşılama temelli değil, gerçeği yaşa(ya)mayan, sanal alemde ‘yaşayan’ bir toplumun gerçekliğini ifade ediyor!

11 Haziran 2017 Pazar

‘Diplomatik’ Katar kuşatması!

H.GÜRER
11 Haziran 2017




Doğa ve toplumsal olayları doğru anlamak ve gerçeği bulmak, onları doğru inceleyip analiz etmekten geçer. Bunun için de izlenen metot büyük önem taşır.  Doğa ve toplumsal olayları araştırma, inceleme, bilgi edinme metodumuz diyalektik, aynı olguları analiz edip yorumlamamız ise materyalist olmak zorundadır. Ancak diyalektik materyalizmin bilimsel kuralları esas alınarak doğa ve toplumsal olaylar/gelişmeler doğru incelenebilir ve siyasal olaylarla ekonomik çıkarlar arasındaki ilişkiler ortaya koyulabilir. Sosyal dünyaya bilimsel bakmak, anlamak ve analiz etmek ampirik görüngülerle değil, tarihsel, yapısal, karşılıklı bağlantılar, eylemsel ve değişken bir bakışla ele almakla mümkündür. Bu bağlamda, güncel gelişmeleri, çok gerilere gitmeden, yakın tarihsel olgulara mercek tutarak irdelemeye çalışalım.

9 Haziran 2017 Cuma

Anlatımların tahayyül sınırlarını aşan, tahammülü mümkün olmayanın tarifi ile: İZ belgeseli




Geçtiğimiz aylarda 12 Eylül darbesini gerçekleştirenler “zaman aşımı” ile aklandı. Tabii bu durum “yetmez ama evet”çilerin hoşuna gitmemiş olabilir. Çünkü görmek istemedikleri fakat ülkenin bir gerçekliği olan faşizmin devletin ta kendisi olduğunu… Onun içindir ki Koçgiri, Dersim, Zilan, Roboski, Suruç ve Ankara katliamının asıl faillerinin devlet olduğu gerçeğini savunanlar ve teşhir edenler 12 Eylül’de Amed Zindanlarında yaşatılanları da asla ve asla unutmayacak, “darbecilerle” zaman aşımına bırakmayacak!